Yeniden İyi Hissetmenin Yolları

Ruh halleri inişli ve çıkışlıdır. Önemli olan inişleri nasıl daha iyi yönetiriz, biraz bundan bahsedelim.

Hepimizin “en iyi” hallerimizi gösterdiği zamanlarımız vardır. Ümitliyizdir, iyimserizdir, güvenli ve işini bilen. Zihnimiz aydınlık, yüksek duygusal zekamız aktif ve bizi bulan her konu için mantıklı ve tam yerinde dediğimiz o tatlı anlar. Hayat pek keyiflidir, bize iyi görünür ve de öyle hissederiz.

Her zaman böyle değildir ne yazık ki hayat. İnsan olmak demek hepimizin o ruh hali asansöründe yolculuklar yapacağımız anlamına gelmektedir. Hayallerimizin erişilmez olduğunu düşündüğümüz, her şeyin bizim istediğimiz şekilde yolunda gitmemesi yüzünden cesaretimizi yitirdiğimiz ve düş kırıklığına uğradığımız anlar vardır. Üzgün olduğumuz, yalnız hissettiğimiz, enerjimizi yitirdiğimiz, kendimizi eleştirdiğimiz ve karamsar olduğumuz zamanlarda ruh hali asansörünün en aşağı seviyelerine ineriz.

Madem ki hepimiz bu en alt seviyeleri tecrübe ediyoruz, o halde aşağılardayken nasıl iyi bir halde oluruz ve kendimize yani en iyi halimize nasıl geri döneriz? Bunu yanıtlamak için ruh halimizdeki iniş ve çıkışların nereden geldiğini anlamamız gerekmektedir. Öyle görünüyor ki, bu durum olaylar ve insanların yaptıklarının sonucunda olup, ruh halinin esas kaynağı değil fakat onu tetikleyen etkilerdir.

İniş ve çıkışlar düşüncelerimizle beslenirken olayları ve kişileri zihnimizde nereye koyduğumuzla ilgilidir. Kaygılı düşünceler kaygılı duygular yaratır ve güvensiz düşünceler güvensiz duygular. Aynı zamanda ise umutlu düşünceler umutlu duyguları ve iyimser düşünceler de iyimser duyguları yaratır.

Mina Kaya’ya teşekkürler.

Bu tek başına pozitif düşüncenin kuvveti olmaktan ibaret değildir. Bir durumun içine hapsolduğumuzda her zaman nasıl düşündüğümüzü değiştirebilme kuvvetine sahip olamayabiliriz ve ne yazık ki kötü şeyler bir gün insanın başına gelebilmektedir. Önemli olan düşüncelerimizin hayatımızda oynadığı rolü anlıyor olmamızdadır ve düşünenin biz olduğumuzu.

Kaygılı düşünceler kaygılı duygular yaratır ve güvensiz düşünceler güvensiz duygular. Aynı zamanda ise umutlu düşünceler umutlu duyguları ve iyimser düşünceler de iyimser duyguları yaratır.

Bu anlayışın bizim gerçekliğimiz olması için, günün sonunda tamamen boğulduğunuz bir zamanı hatırlayın. Apaçık bir şekilde ruh hali asansörünün en alt katındaydınız. Sonra iyi bir uyku çektiniz, yepyeni güzel bir güne uyandınız, belki bir yürüyüş yaptınız ve her şey farklı göründü ve iyi olacağınızı biliyordunuz.

Ne değişmişti? Şartlarla ilgili hiçbir şey değişmemişti. Sadece bakış açınız ve buna bağlı düşündükleriniz değişmişti.

En aşağılardayken sırtınızdaki yükü hafifletmenize, ayağa kalkmanıza ve sizi ayakta tutmaya yardımcı olabilecek birkaç ipucu: İniş anlarını iyi yönetmek için aklınızda olması gereken şu ki, o haldeyken düşüncelerinize hemen hiçbir zaman güvenemeyeceğinizdir.

Size ve çevrenizdekilere karşı olası bir zararı en aza indirmek için onun üzerine gitmekten kaçının. O kararı vermeyin. Zihniniz oldukça sıkışmışken söylemeye ihtiyaç duyduğunuzu hissettiğiniz o sözleri söylemekten uzak durun.

İniş ve çıkışlar hava durumuna benzetilebilir. Yağmur yağdığı zaman biliriz ki güneşli günler yakında geri gelecektir. Sadece o anda üzeri bulutlarla kaplıdır. Ruh halimiz de bunun gibi olabilir.

Neden? Bir arkadaşınıza veya sevdiğinize “söylediklerimi geri alabilseydim keşke” dediğiniz oldu mu hiç? Gönderdiğiniz bir mesajı veya epostayı daha sonrasında geri alabilmiş olmayı dilediniz mi hiç? Ruh hali asansöründe nerede olduğunuzu düşünürsünüz? Evet, her iki durumda da oldukça aşağılardaydınız ve eğer içinizdeki duygulara bakmış olsaydınız, bunu biliyor olurdunuz.

O halde, sıklıkla daha iyi bir yerde olmayı nasıl başarabilirsiniz ve eğer en aşağılardaysanız nasıl yukarı doğru tırmanabilirsiniz?

Kendinize gerçekten daha iyi bakın.

Fotoğraf Mina Kaya tarafından çekildi.

Fiziksel ve ruhsal sağlığımız arasında direkt bir bağlantı vardır. Moralimiz kötü olduğunda daha kolay soğuk algınlığına yakalanırız çünkü bağışıklık sistemimiz savunmasızdır ve böyle bir haldeyken ruh halimiz kolaylıkla daha da aşağılarda olur. Uyku, en büyük unsur olabilir. İyi ve derin, tam bir gece uykusu bizi yenilemek için muhteşem bir etken olabilecekken, çoğunlukla kaliteli bir uykudan mahrum kalırız. Aynı zamanda egzersiz yapmak da oldukça kuvvetli bir moral yükselticisidir. Coşkulu bir egzersiz zihni temizler ve bizi doğamızdaki en iyi halimize getirir. Meditasyondan periyodik derin nefes egzersizlerine kadar zihni sakinleştirmek üzere yapılan her türlü aktivite zihin durumumuza olumlu tesir eder.

Odağınızı değiştirecek modeller geliştirin.

Düşüncelerimiz ruhumuzdaki iniş ve çıkışları kontrol ettiğinden, düşük seviyeden bizi çıkartmaya yardımcı olacak her şey mevcut durumdan daha iyi gelecektir. Pozitif bir arkadaşınızı arayın. Birisine yardım etmek üzere kolları sıvayın. Yürüyüşe çıkın. Sizin için işe yarayan modeli bulun.

Bakış açınızı iyileştirin.

İşin doğrusu, minnettarlık bakış açınızı. Kendimizi iyi hissetmediğimiz zamanlarda bakış açımızla olan bağlantımızı da kaybederiz. Madem ki nasıl düşündüğümüz bu hayattaki deneyimlerimiz üzerinde etkili oluyor, eğer düşüncelerimiz neye sahip olmadığımız ve nelerden hoşlanmadığımız tarafından emiliyorsa, o halde hayat da bize kendisini öyle hissettirecektir. Eğer lütufları, başımızın üzerindeki çatıyı, sağlığımızı, arkadaşlarımızı ve sahip olduğumuz ailemizdeki değerleri ve önümüzdeki fırsatları sayarsak, bakış açımızı geri kazanırız. Ve hayat daha iyi gözükür.

Ruh halimizdeki inişler gelecek ancak geçecektir ve onlar üzerinde bizim önemli bir etkimiz vardır. Bu hallerin hava durumu gibi olduğunu aklınızda olsun. İniş ve çıkışlar hava durumuna benzetilebilir. Yağmur yağdığı zaman biliriz ki güneşli günler yakında geri gelecektir. Sadece o anda üzeri bulutlarla kaplıdır. Ruh halimiz de aynı bunun gibi olabilir.


Dr. Larry Penn’in “How to Lift Yourself Up When You’re Feeling Down” isimli makalesinden çevrilmiştir.
Reklamlar

İyi Bir Hayat İçin Disiplin Neden Gereklidir?

Hayatımızı bilgi, beceri ve tecrübe toplayarak geçiriyoruz. Fakat bunlarla ne yapıyoruz?

Her gün binlerce farklı şekillerde işleri yapmayı öğrenerek kendimizi geliştirmeye çalışırız. Sınıflardan, ders kitaplarından, tecrübelerimizden bilgi toplayarak bir ömür geçiririz. Eğer “bilgi bir güç” ise ve eğer bilgi başarının temel yapı taşlarındansa, peki neden amaçlarımız beklenileni vermiyor, hedeflerimiz yeterli olmuyor? Neden, bilgimize ve edindiğimiz tecrübelere rağmen, kendimizi amaçsız bir halde arayış içinde buluyoruz? Anlamlı bir hayat yerine sadece var olduğumuz bir hayata razı oluyoruz.

Bu soruya birçok yanıt olabilir. Sizin yanıtınız tanıdığınız herkesinkinden farklı da olabilir. Her ne kadar bu soruya birçok yanıt olsa da, nihai cevap belki bilgimizi uygulamaktaki disiplin yoksunluğunda saklı olabilir. Burada kilit kelime öz-disiplinden gelen disiplindir.

Bilginizi kullanmıyorsanız, ne kadar akıllı olduğunuzun pek de bir önemi olmaz. Emeğinizin altında bir kazancınız varsa, ne kadar yüksek bir akademik başarıyla mezun olduğunuzun bir önemi yoktur. Eğer öğrenmiş olduklarınızı uygulamaya koymayacaksanız, şehirdeki her türlü seminere katılmış olmanızın hiçbir önemi olmayacaktır.

Mina Kaya’ya Teşekkürler.

Hayatımızı bilgi toplamakla, tecrübe ve beceri edinmekle geçiriyoruz. Fakat bununla birlikte bu bilgiyi uygulamaya da koymamız gerekmektedir.

Hayatımızı bilgi toplamakla, tecrübe ve beceri edinmekle geçiriyoruz. Fakat bununla birlikte bu bilgiyi hem iş hem de özel hayatlarımızda uygulamaya koymamız gerekmektedir. Öğrendiklerimizi kullanmayı öğrenmeliyiz.

Bilgimizi bir kez uygulamaya başladık mı, o işleyişin sonuçları üzerinde çalışmalı ve yaklaşımlarımızdaki kirliliği arıtmalıyız.

Deneyerek ve gözlemleyerek ve hatta bir kez daha deneyerek sonuçta bilgimiz, kaçınılmaz olarak değerli ve takdir edilen sonuçlar üretecektir. Emeklerimizin karşılığında aldığımız keyifle ve ilerliyor olmanızın olumlu motivasyonuyla hevesimizi beslemeye devam ederiz. Çok kısa bir süre içerisinde ise, kazanmaya giden yolda yukarı doğru hareket ettiğimizi ve başarılı olanlar çarkının bir parçası olduğumuzu fark ederiz. Bu yeni tecrübenin verdiği ödül ise, trajedilerin, durağan ve ortalama bir hayatın içinden zaferle çıkmak olacaktır.

Tüm bu işeyişin bizimle ilgili olarak işe yaraması için öncelikle, kişisel-disiplin sanatında sürekliliği sağlayarak ustalaşmamız gerekmektedir. Bu da hedef belirleme, zaman yönetimi, liderlik, ebeveynlik ve ilişkiler konularında süregelen bir öz-disiplin sahibi olmayı ister. Kişisel disiplini hayatımızın sabit bir parçası haline getirmezsek, beklediğimiz sonuçlar da istikrasız ve güvenilmez olacaktır. Değerli vaktimizi yönetmeyi ve devamlı olarak gayretimizi ortaya koymamızı gerektirir. Bu olmadan ise, hayatımızda sürekli olacak olan şey, sadece hayal kırıklığıdır. Zamanımız, talepleri bizimkinden daha baskın olan başkaları tarafından emilerek tüketilmeye mahkum olacaktır.

Zihnimizde söylenip duran o seslerin üstesinden gelmek disiplin gerektirir: başarılı olamama korkusu, başarılı olma korkusu, fakir olma korkusu, kalp kırıklığı korkusu. İç sesimiz bize başarısızlık olasılığını fısıldadığında, denemeye devam etmek için bize kuvvet veren yine öz-disiplinimiz olacaktır.

Disiplin sayesinde hatalarımızı kabul eder, limitlerimizi tanırız. İnsan doğasının bir parçası olan ego hepimizle konuşur.  Bu ses bazen değerimizin bunun daha fazlası olduğunu ve üstesinden gelebileceğimizin üzerinde sonuçlar beklememiz gerektiğini söyler. Bizi tam anlamıyla dürüst olmamaya ve abartmaya yönlendirir. Disiplin hem kendimizle hem de başkalarıyla olan ilişkilerde tam bir dürüstlük getirir.

Bir konu hakkında emin olun: bir kez abartılan bir gerçek, başkaları tarafından fark edildiği andan itibaren-ki fark edilecektir; işte bu durum bütün güvenilirliğimizi yok edecektir. Bundan böyle tüm söylediklerimiz şüphe uyandıracaktır. İş arkadaşlarımız ve yakın çevremiz bize bir daha aynı gözle bakmayacaklar ve böylelikle onların bize olan saygısını yitirmiş oluruz.

Abartma eğilimi, gerçeği söylememek veya bir parça değiştirmek hepimizin kalıtımsal bir parçasıdır. Henüz çocukken başlar bu hikaye. “Ben yapmadım, ben yapmadım!” Belki gerçekten yapan biz değildik, ancak büyük ihtimalle yapılmasıyla bir ilgimiz vardı. Yetişkin olduğumuzda devam ederiz; satış yaparken ürünün faydaları hakkında biraz abartılı sözlerin ne zararı olabilir ki? Arkadaşlarımızın gözündeki değerimizi yükseltmek için ne kadar kazancımız olduğunu biraz abartırız, patrona müşteriyi nasıl da ikna etmek üzere olduğumuzu anlatırken abartırız. Tek seferde disiplinli bir hamle ile bu eğilimin üstesinden gelebiliriz.

Bir alışkanlığı değiştirmek disiplin gerektirir, çünkü bir kez alışkanlık oluştuğunda, neredeyse kesilmesi imkansız dev bir çelik kablo gibidir.

Bir alışkanlığı değiştirmek disiplin gerektirir, çünkü bir kez alışkanlık oluştuğunda, kesilmesi zor bir kablo gibi sert olur ve ancak uzun vadeli disiplinli aktiviteyle bu davranış kalıbını değiştirmek mümkün olur. Kabloyu ören alışkanlık sicimlerini yavaşça ve sistemli bir şekilde tek tek açmamız gerekecektir, ta ki bir zamanlar kollarıyla bizi sarıp sarmalayarak esir eden o kablo saçılmış tellere dönüşünceye kadar. Daha az arzu edilenin üstesinden gelip daha çok arzu edilene ulaşmak, yeni bir disiplinin devamlı olarak uygulanmasını gerektirir.

Planlamak disiplin gerektirir. Planı hayata geçirmek disiplin ister. Uyguladığımız planın sonuçlarına ön yargısız bakmanın temelinde disiplin vardır. Eğer sonuçlar tatmin edici değilse, disiplin ile planın kendisini veya planı uygulama yolundaki yöntemimizi değiştirebiliriz. Tüm dünya üzerimize yorumlarıyla geldiğinde bunların karşısında sağlam durabilmek için yine disiplin gerekir. Gururumuz ve kibrimiz cevapların sadece bizde olduğunu söylerken, bir başkasının düşüncesini dikkate alıp değerlendirme saygınlığını bize disiplin verir.

Hayatımızın her alanına uygulayacağımız istikrarlı bir disiplin ile henüz kimsenin anlatmadığı mucizeleri anlatabilir, keşfedilmemiş eşsiz fırsatları ve olasılıkları ortaya çıkartabiliriz.


Metin Jim Rohn’un “Why You Need Discipline to Achieve the Good Life” isimli makalesinden alınarak tercüme edilmiştir.